Diriliş Işığı

Lütfü Yılmaz

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bağımsız Başkan Adayı

SEZAİ KARAKOÇ YEREL SEÇİMLERDE LÜTFÜ YILMAZ'I DESTEKLİYOR

BUGÜNE DEĞİL GELECEĞE OY VERİN

İttifak Gazetesi ile yaptığımız röportajımızı okumak için resme tıklayın

BUGÜNE DEĞİL GELECEĞE OY VERİN

İttifak Gazetesi ile yaptığımız röportajımızı okumak için resme tıklayın

ŞEHRİN TA ÖTE UCUNDAN BİR ADAM KOŞARAK GELDİ

“Ve şehrin ta öte ucundan bir adam koşarak geldi, ey halkım dedi uyun peygamberlere. Uyun sizden hiçbir karşılık beklemeyenlere; Onlardır doğru yolu bulanlar.”
Yasin Suresi 20-21. Ayetler. Kur’an-ı Kerim.

Lütfü Yılmaz Kimdir?

1974 yılında Amasya merkeze bağlı Ziyaret Kasabası’nda doğdu. Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olan babası Şükrü Yılmaz öğretmen, annesi Emine Yılmaz ise ev hanımıdır. İlkokulu Merzifon İrfan İlköğretim Okulu’nda, ortaokul ve liseyi ise Merzifon İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. Lise yıllarında satranca merak sardı. Liselerarası satranç müsabakalarına katılıp Amasya birincisi oldu. Daha sonra Amasya ilini temsilen Ankara’daki liselerarası ulusal şampiyonaya katılıp Türkiye 27. oldu.

1992 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanarak İstanbul’a geldi ve üniversite öğrenimine başladı. Öğrenimi boyunca İlim Yayma Vakfı Vefa Öğrenci Yurdu’nda kaldı. Çeşitli vakıf ve derneklerde faaliyetlerde bulundu. Daha sonraki öğrencilik yıllarında Diriliş düşünce ve hareketine bağlanarak, Cağaloğlu’ndaki Diriliş Yayınları’nda ve Şehzadebaşı’ndaki Diriliş Partisi İstanbul İl Merkezi’nde Ahmet Sezai Karakoç’un konuşma ve sohbetlerini takip etti, eserlerini okudu.

Biyografiyi Okuyumaya Devam Edin..

Sosyal Medyada Paylaş

PARTİLERE SİYASİ HAYATIMIZI DRAMA ÇEVİRMEMELERİ İÇİN GEREKLİ BİR ÇAĞRI

Ülkemizde, partiler, siyasî ortamın normal akışı içinde, tabii bir şekilde doğmamışlardır. Olağanüstü şartlarda vücut bulmuşlardır. Bu sebeple, normal bir siyasî hayatın olağan organları ve kurumları olarak fonksiyonlarını icra etmiyorlar. Birbirleriyle sürekli kavga halindedirler.

Siyaset adamlarımız, yeniden arka arkaya sürekli olarak gelmekte olan yeni nesillere örnek olacaklarını unutmuş bir şekilde, en ağır tarzda birbirini suçluyorlar, birbirilerine saldırıyorlar. Kısacası kötü örnek oluyorlar. Bu durumda gençler siyasetin mutlaka bu üslupla yapılacağını sanabilirler.

Partiler arasındaki bu sürekli gerginlik, yüksek tansiyon, siyasî hayatımızı zehirlemekte ve sonunda dönem dönem büyük çöküntülere sebep olmaktadır.

CHP, kendini devletin kurucusu ve kurtuluş savaşının yapıcısı olarak görmekten hiçbir zaman kurtaramamış, hep rejimin sahibi, koruyucusu vazifesinde ve mecburiyetinde farzetmiştir.

Oysa, gerçek bunun tam tersidir. Devleti kuran CHP değil, CHP’yi kuran devlettir. İki dünya savaşı arasında doğan yeni rejimler tek partili bir düzen kurmuşlardır. Rusya’da komünist parti, İtalya’da faşist parti ve Almanya’da nazi partisi gibi. Türkiye’de de devlet bu hava içerisinde bir parti kurmuştur. Parti, devletin kurumlarından biridir. Bir misal vermek gerekirse: Bir ilçede Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Halk Evi ve CHP’nin başkanı aynı kişidir ve bundan dolayı maaş almaktadır. Partinin kirasını da devlet ödemektedir.

1945’te, II. dünya savaşı bittiğinde, biz de, çok partili düzene geçtiğimizde, CHP’nin tarihe karışması ve yepyeni, birbirine eşit durumda partiler kurulması gerekirken, CHP içinden ve yine onun kontrolünde olması istenen bir parti doğurulmuş , böylece dışarıya, Demokrasi Cephesine kendisine katıldığımız mesajı verilmek istenmiştir. Bu sebeple Demokrat Parti’nin bir “muvazaa” partisi olarak kurulduğu bilinmeyen bir gerçek değildir. Fakat, halk, oyunu bozmuş, Demokrat Parti’yi CHP’nin boyunduruğu altında bir parti olarak değil karşıtı bir parti olarak varolma durumuna getirmek istemiştir. Dışa karşı, o günkü şartlar içinde, “demokrasi oyunu” oynamamıza milletimiz razı olmamış, gerek II. Dünya Savaşı ve gerekse daha öncesinden gelen tarihî, sosyal ve ekonomik sebeplerle kendini CHP olarak ifade eden yönetimi iktidardan uzaklaştırmıştır.

1950’den sonra, iddia ettikleri gibi gerçekten demokrasiye geçilmişse, CHP’nin büyük bir kurultay yapıp köklü bir özeleştiri ile yepyeni ve karşısındaki partileri eşit gören ve halka gelecek için projeler sunup oy isteyen bir parti haline gelmesi lâzımdı. Oysa bu özeleştiri, kendini yenileme ve yeniden doğma bugüne kadar CHP’nin hayatında mümkün olmamıştır.

Arada Ortanın Solu, Ecevit vb. değişim görüntüleri yine partinin kendini yenilemesinden değil, ara rejimlerin zorlamalarından ibaret suni ve başarısızlıkla biten talihsiz çıkışlardır.

Buna karşılık, CHP’den doğan Demokrat Parti de, sağduyulu ve sakin bir parti gibi hareket edememiş, CHP gibi, o da kendi dışında partiler oluşmasına meydan vermemiş ve siyasi hayatımız ogün bugündür bitmez tükenmez bir kavganın içerisine yuvarlanmış ve kavga bugüne kadar sürmüş, bu sebeple, bu ülke ne yazık ki, darbeler ve huzursuzluklar yaşamıştır. CHP-DP kötü modeli, daha sonraki on yıllar içinde CHP-AP, CHP-ANAP, CHP-RP, CHP-DYP ve nihayet CHP-AK Parti olarak bugüne gelmiştir. Öte yandan ne yazık ki bu on yıllar, 27 Mayıs, 12 Mart, 70’lı yılların anarşi ve terör devri, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi darbeler ve daha sonraki hareketler ve huzursuzlukları ülkemize, dirilememe ve tarihteki büyük gücümüze erememe pahasına yaşatmıştır.

Şu anda seçim dolayısıyla yapılan siyasi polemikler, seçim sonrasına da olumsuz etkiler yapacak nitelikte görünmektedir.

Siyaset biliminde, anglosakson sistemini iki partili sistem, kara avrupa sistemini ise çok partili sistem olarak adlandırmışlardır. Bizse, bu iki sistemden birini bilinçli bir şekilde seçmek yolunu izlememiş, kendi özgün sistemimizi oluşturamamış, sonunda ikili kavganın adeta geleneksel ve yapısal hale gelmesi yüzünden iki partili bir sistem görüntüsüne mahkûm durumuna düşmüşüzdür.

İngiltere ve Amerika’daki iki partili sistem tarihlerinin sonucudur ve yüzyıllardır böyledir. Bizde durum böyle değildir ve yetmiş yıllık bir kavga düzeninin sonucu gibi görünmektedir. İktidarıyla muhalefetiyle partilerin kendilerine bir çeki düzen verip halkımıza gelecek için gerçek umut kaynağı olacak çok partili bir düzene geçmemiz için gereken bütün adımları atmaları, bu büyük milletin kaderinin onların önüne getirdiği büyük ve kaçınılmaz bir alınyazısı görevidir.

Bunu yapabilmek için partiler ve hepimiz, kendimizi hesaba çekerek, kendi öz medeniyetimizden ne kadar uzaklaşmışız ve ne şekilde ona dönebiliriz gibi derin tarihî-sosyolojik tahliller yapmak zorundayız. Bilincimizi ve biliçaltımızı yoklamalı ve yenilemeliyiz. Yani âdeta yeniden doğmalıyız.

Demek ki, siyaset adamlarımıza böyle kapsamlı bir çağrı yapmak zorundayız ve demeliyiz: Efendiler! kendinize geliniz ve gençlere kötü örnek olmayınız. Yeniden doğuşumuzun, dirilişimizin yolunu açınız.
Bu çağrımız anlaşılırsa hepimize ne mutlu, anlaşılmazsa hepimize mutsuzluk.
YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ 
GENEL BAŞKANI
A. Sezai Karakoç

Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı A. Sezai Karakoç'un 31 Mart 2019 Seçimlerindeki Adaylığımız Hakkındaki Destek Açıklaması

Ülkemiz yeni bir seçime giriyor. Hayırlı olsun.

Biz, parti olarak, seçime, girme şartları sebebiyle katılamıyoruz. Ancak, partimizden ayrılıp bağımsız olarak seçime girecek olan arkadaşımız Lütfü Yılmaz, İstanbul'dan, ve Ercan Tortop arkadaşımız Eskişehir'den, büyük şehir belediye başkanlıklarına aday olduklarından kendilerine halkımızın bu seçimde oy vermesini istiyor, umuyor ve bekliyoruz. 

Seçim, yerel seçimdir düşüncesiyle oy vermek, kendi başına yeterli olmaz. Toplumla ilgili  olaylarda birbirine sımsıkı bağlılık vardır. Bugünü tarihten soyutlayamayız. Olayları sadece akıl ve mantık veya toplumun bugünü açısından değerlendiremeyiz. Olayları tarihî akışı içinde anlamlandırmalı ve hiçbir olayı tek başına düşünmemeliyiz. 

Ülkemizin ve milletimizin geleceğini güven altına almak bütün hareketlerinizin temel amacı olmalıdır. 

Geleceğimizin güvenliğini sağlama düşünülmeden yapılacak bütün işler risk altında olacaktır. Tarihten misalleri çoktur ve ibret vericidir. 

Bir örnek: Osmanlı Devleti, son zamanında, ülkenin birçok yerini demiryolları ile donattı. O zor zamanlarda sıkıntılara katlanarak bu hizmetleri yaptı. Ancak devlet yıkılınca bu demiryollarının çoğu  elimizden çıktı, bir kısmı da yabancıların oldu.

Ülkemizi imar etmeliyiz. Şüphesiz bu bizim görevimizdir. Ancak geleceğimizi garantilemeden yapacağımız imarlar, Allah göstermesin, hele bir de bu hizmetlerin uluslararası şirketlere yaptırıldığı da göz önünde tutulursa acıklı bir sonuçla karşılaşabiliriz. 

Demek ki, herşey, her çaba dönüp dolaşıp ülkenin geleceğinin sağlanmasına dayanıyor. O olmazsa, bütün emekler boşa gidebilir. 

Bunun için, ülkenin geleceği her zaman birinci gündemdir. İsterse seçim yerel seçim olsun. 

Bu seçimde de oy verirken geleceğimizin güvenliği açısından hareket etmeliyiz. 

Ne yazık ki, muhalefetiyle iktidarıyla seçime giren partiler, daha çok, bugüne odaklanmışlardır. Tarihî olayları unutup, ulus devlet olmanın zaaflarını hesaba katmadan, sanki gelecek tam güven altındaymış gibi hareket ediyorlar. Oysa, çağımızda, ulus devletlerin güvenliği oldukça zayıflamıştır. Belli ve büyük bir güce ermemiş devletler, ülkeler tâbi olmaya mahkûm gibi görünüyor. 

Bugün, ABD, Rusya, Çin, Hindistan ve Avrupa Birliği dışındaki devletler, her an istilâya, saldırıya, baskıya, ekonomik-siyasi ve hatta silâhlı müdahelelere mâruz kalabilir. Örnekleri ortadadır.

İslâm ülkeleri, altmış yıldır söylediğimiz üzere, birliklerini kurmadıkları için, bugün, bu tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Asıl "beka sorunu" budur.

Mısır, Pâkistan, İran, Suudi Arabistan ve benzerleri irili ufaklı İslâm ülkelerinin herbiri, bir batı ülkesi veya doğu ülkesi ile ilişki kurarak ayakta kalacağını sanıyor. Heyhat ki bu bir seraptır. 

Ülkemiz de, ne yazık ki, bu durumun dışında değildir.

Onun için, diyoruz ki, bu seçimde muhalefetiyle iktidarıyla seçime giren partilere oy verirseniz, âdeta geçmişe, bir "son"a oy vermiş olacaksınız. Oysa geleceğe oy vermek istiyorsanız, "Diriliş"e oy vermeniz gerekir.

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkan adayı Lütfü Yılmaz'a ve Eskişehir Büyük Şehir Belediyesi Başkan adayı Ercan Tortop'a oy verirseniz, bir "son"a değil, bir "başlangıc"a oy vermiş olacaksınız.

Yani geleceğe, dirilişe...

Selâmlar ve Başarılar.

Yüce Diriliş Partisi 

Genel Başkanı 

A. Sezai Karakoç

Sona değil "Başlangıca"
Bugüne değil "Geleceğe"
Tükenişe değil "Dirilişe"
OY VER!